Kendi başlığımı koymaktan aciz, benliğime bir o kadar uzak günlerdeyiz... Bilmek ile anlamak arasındaki o ince farkın unutulduğu anlarda, kendi bildiklerimizin yükünün altındayız. Yeni bir başlangıcın getirdiği heyecanın içinde, tatmadıklarımızın bilincindeyiz. Yaşamaya hissetmenin varlığı ile bilenmiş, fakat olduğu yerin en derinliklerine gömülmüşüz. Mekanın ve zamanın önemini kaybettiği yerde, bu kayıpların ağırlığı ile cebeleniyoruz. Yaşamaya, yaşayamadıklarımızla yönelmişiz, boşlukları doldurmaya çalışıyoruz. Peki geçmişte yapmak istediklerimizle, geçmişte yapacağım dediklerimiz arasındaki o çıkmazın arasında, şuan ne istiyoruz?
En güzeli kazanmaktır ya da en güzeli kaybetmektir. Kaybetmek; Sahip olmanın yükünden kaçmaktır, belki. Belki de, sahip olduklarının değerinin artmasıdır, belki. Belkide, kaybedecek bir şey kalmadığında, kazanmak için seni bir şeyin engelleyememesidir yada ne bileyim, belki de, sen sahip olduklarınla sensindir. Sahip oldukların veya olacaklarının sana kattığı hislerdir seni açığa çıkaracak şey.
Bu karmaşanın içinde yapılacak şey ise, hayatın sahip olduğu düzenden kurtulmaya çalışıp, kendi düzenini kurmaya çalışmak ve ortak bakış açılarından uzaklaşmak. Eskiden sahip olunan o totaliter bakış açılarından uzaklaşıp, bildiğin anladığın sahiplendiğin her şeyi yeniden gözden geçirmektir. Sahip olunan onca ön yargı, ve boşa harcanan vakitleri anladıkça, azalmak gerekir. Bu gerekli ihtiyaç karşılanır, kazanmak için, önce kaybetmen gereken bir dönemde de, her şey sen içindir. daha çok sen için daha azsındır. Yapacağın adımlar benzese hatta aynı olsa bile, ne yaptığının bilincine daha çok sahip olursun. En güzeli sensindir, öylede ol.
27 Şubat 2016 Cumartesi
4 Ocak 2015 Pazar
ilginç
Çok ilginç bir şey yaşamak... Hem benim dilimde hemde başka lisanlarda, yaşamak ilgi çekici..
Bunca kısacık ömrümde vaktimi yaşamaktan öte, yaşamanın ne olduğunu anlamaya geçirerek yaşadım. Önce kendimi anlamaya çalıştım, test ettim, zorladım, serbest bıraktım ve sonuç olarak bildiklerimi, uygulayabildiklerimi, sabrımı, tepkilerimi, durumlara bakış açımı, haddimi, gücümü, kısacası kendimi öğrendim. Bu konudaki çabalarımın elbet bir sonucu vardı, fakat bunlar beni öğrenmekte son değildi. Kendimi yaşamak istediğim bir ben olduğunu, bu benim değişken olduğunu ve bunun sabit kalamayacağını anladım, ve kendimi olduğum gibi kabul etmem gerektiğini ancak kendini sevdiğinde bu vücudun senin yaşamana izin vereceğini öğrendim. Genlerimden gelen bazı özelliklerimi değiştirmek için ise onların temelinde yatan duyguyu farklı bir şekilde tatmin etmeyi açıkcası kendimin sahip olduğu şeyleri, daha güzel şeyler haline getirmeye de çalıştım.
Kendimi yaşarken kendime ek olarak, bazı şeyleri öğrenmem gerektiğini ve bunun için zaman ve uygun koşullara ihtiyacım olduğunu ve bunları sağladığım zaman olduğum beni hayal ettiğim gibi yaşayabileceğimi biliyordum. Eksiklerimin çokluğunu saymakla bitmez, fakat durum durum değerlendirildiğinde tamamlanması daha kolay bir hal alıyordu. Mükemmel olmadığım gibi, hem kendimi bildiğim vakit hemde kendime ayırabildiğim vakit bir o kadar az, Bunların ardında en kötüsü zaman zaman kendime kızmaktan kendimi alıkoyamadığım, ve bu dönüp kendime bakmayı istemiyorum, katabileceklerim ve değiştirebileceklerim var ve bu kavram sadece beni de kapsamıyor biliyorum, ama ne geçmişe nede bir milisaniye önceki bana bakmak istemiyorum, bu demek olmuyor benim etkilerimin şu anı etkiliyorsa bunları düzeltmek için uğraşmayacağım veya bunların sorumluluğunu almayacağım ve hala katıla katıla gülmeyeceğim... Ben Ben olmaktan gocunmak istemiyorum, Ben bütün iyi niyetlerimle vardım ve olmaya devam edicem, imkansızı isteyeceğim, biliyorum asla başaramayacağım ama bu beni asla yolumdan alıkoyamayacak. Ben bu tiyatroda oynanan dramada, herşey bittiğinde gülümsenicek bir şey olduğunun bilinciyle, samimiyeti oynamak istiyorum...
Ben, bu bahsettiğim ben olabilmek için herşeyden ödün veririm ki elimde sadece biraz zaman biraz da mekan var sizlere verebileceğim, geri kalan şey ise ben, ben zaten bunu yaşamaya dünden razıyım... Bu benden böyle bahsederken Sadece bundan ibaret olmadığımı söylemek isterim... ki bu yüzden eklemek isterim ki sadece bunlar için değil Beni ben yapan herşey için, benim yaşamam gereken herşey için, ben olabilmek için herşeyden ödün veririm.
Bu açıdan bakıldığında, bencil, pragmatist, ukela hatta belki materyalist biri olarak bile görünebilirim, Fakat ilginç bir şekilde benim için ben kavramı sadece bu bedeni içermiyor, hatta bütün insan bedenlerinide içermiyor, bu kavramı olabildiğince geniş, becerebildiğim kadar herşey için yapmaya çalışıyorum, yani hayat tarzımı bir ütopya içinde yaşarmışçasına yaşamayı ve bu yaşadığım ütopyada ise her ne kadar farklı olsak da temel kurallar çerçevesinde herkes bu denli anlayışlı ve bilinçliymişçesine yaşamaya çalışıyorum, biraz anarşist biraz pollyanna....
Yarimdir devam edilecek...
zeki olmak neyi gerektirir biliyior musun, olayları önceden görebilmeyi, bence zeki olmanın en büyük göstergelerinden biri budur, salaksan bunu anlayamayabilirsin, ama akıllı isen buna göre davranırsın ve her iki koşuldada geleceğin getilerini hisseder ve bunun
Bunca kısacık ömrümde vaktimi yaşamaktan öte, yaşamanın ne olduğunu anlamaya geçirerek yaşadım. Önce kendimi anlamaya çalıştım, test ettim, zorladım, serbest bıraktım ve sonuç olarak bildiklerimi, uygulayabildiklerimi, sabrımı, tepkilerimi, durumlara bakış açımı, haddimi, gücümü, kısacası kendimi öğrendim. Bu konudaki çabalarımın elbet bir sonucu vardı, fakat bunlar beni öğrenmekte son değildi. Kendimi yaşamak istediğim bir ben olduğunu, bu benim değişken olduğunu ve bunun sabit kalamayacağını anladım, ve kendimi olduğum gibi kabul etmem gerektiğini ancak kendini sevdiğinde bu vücudun senin yaşamana izin vereceğini öğrendim. Genlerimden gelen bazı özelliklerimi değiştirmek için ise onların temelinde yatan duyguyu farklı bir şekilde tatmin etmeyi açıkcası kendimin sahip olduğu şeyleri, daha güzel şeyler haline getirmeye de çalıştım.
Kendimi yaşarken kendime ek olarak, bazı şeyleri öğrenmem gerektiğini ve bunun için zaman ve uygun koşullara ihtiyacım olduğunu ve bunları sağladığım zaman olduğum beni hayal ettiğim gibi yaşayabileceğimi biliyordum. Eksiklerimin çokluğunu saymakla bitmez, fakat durum durum değerlendirildiğinde tamamlanması daha kolay bir hal alıyordu. Mükemmel olmadığım gibi, hem kendimi bildiğim vakit hemde kendime ayırabildiğim vakit bir o kadar az, Bunların ardında en kötüsü zaman zaman kendime kızmaktan kendimi alıkoyamadığım, ve bu dönüp kendime bakmayı istemiyorum, katabileceklerim ve değiştirebileceklerim var ve bu kavram sadece beni de kapsamıyor biliyorum, ama ne geçmişe nede bir milisaniye önceki bana bakmak istemiyorum, bu demek olmuyor benim etkilerimin şu anı etkiliyorsa bunları düzeltmek için uğraşmayacağım veya bunların sorumluluğunu almayacağım ve hala katıla katıla gülmeyeceğim... Ben Ben olmaktan gocunmak istemiyorum, Ben bütün iyi niyetlerimle vardım ve olmaya devam edicem, imkansızı isteyeceğim, biliyorum asla başaramayacağım ama bu beni asla yolumdan alıkoyamayacak. Ben bu tiyatroda oynanan dramada, herşey bittiğinde gülümsenicek bir şey olduğunun bilinciyle, samimiyeti oynamak istiyorum...
Ben, bu bahsettiğim ben olabilmek için herşeyden ödün veririm ki elimde sadece biraz zaman biraz da mekan var sizlere verebileceğim, geri kalan şey ise ben, ben zaten bunu yaşamaya dünden razıyım... Bu benden böyle bahsederken Sadece bundan ibaret olmadığımı söylemek isterim... ki bu yüzden eklemek isterim ki sadece bunlar için değil Beni ben yapan herşey için, benim yaşamam gereken herşey için, ben olabilmek için herşeyden ödün veririm.
Bu açıdan bakıldığında, bencil, pragmatist, ukela hatta belki materyalist biri olarak bile görünebilirim, Fakat ilginç bir şekilde benim için ben kavramı sadece bu bedeni içermiyor, hatta bütün insan bedenlerinide içermiyor, bu kavramı olabildiğince geniş, becerebildiğim kadar herşey için yapmaya çalışıyorum, yani hayat tarzımı bir ütopya içinde yaşarmışçasına yaşamayı ve bu yaşadığım ütopyada ise her ne kadar farklı olsak da temel kurallar çerçevesinde herkes bu denli anlayışlı ve bilinçliymişçesine yaşamaya çalışıyorum, biraz anarşist biraz pollyanna....
Yarimdir devam edilecek...
zeki olmak neyi gerektirir biliyior musun, olayları önceden görebilmeyi, bence zeki olmanın en büyük göstergelerinden biri budur, salaksan bunu anlayamayabilirsin, ama akıllı isen buna göre davranırsın ve her iki koşuldada geleceğin getilerini hisseder ve bunun
23 Ekim 2014 Perşembe
Freud, sanatçıyı
"İçe dönük, içgüdüsel gereksinimlerinin baskısı altında, onur/güç/servet/ün ve kadınların sevgisini
kazanma arzusunda, fakat doyumsuz biri olarak tanımlar; kendini doyumsuzluk içinde
hisseden sanatçının, yaşamsal gerçekle bağını kopardığını ve böylece tüm dikkatini düş
gücünün kapsadıklarını gerçekleştirmeye yönelttiğini söyler.“
ERİNÇ, S.M. (2004); Sanat Psikolojisine Giriş, Ankara: Ütopya Yayınevi.
"BU “Ben-im”lik, bilincin bilincinde olmak, kendinin farkında olmaktır. Ve o tanımlanamaz, nitelendirilemez olandır, çünkü onun sıfat ve nitelikleri yoktur. O sadece Ben’in Ben olusudur ve bu Ben de var olan her şeydir. Var olan her şey, ben olarak vardır."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nisargadatta_Maharaj
Benim, bu bedeni farklı bir yere koyup vucudümda eğitmeye kalkmam, imkansız olmaya başladığını anladım, ama bu bedeni kabullenir, ben bi ikimiz bi ben olarak yaşarsam. galiba yapabilicem.
kazanma arzusunda, fakat doyumsuz biri olarak tanımlar; kendini doyumsuzluk içinde
hisseden sanatçının, yaşamsal gerçekle bağını kopardığını ve böylece tüm dikkatini düş
gücünün kapsadıklarını gerçekleştirmeye yönelttiğini söyler.“
ERİNÇ, S.M. (2004); Sanat Psikolojisine Giriş, Ankara: Ütopya Yayınevi.
"BU “Ben-im”lik, bilincin bilincinde olmak, kendinin farkında olmaktır. Ve o tanımlanamaz, nitelendirilemez olandır, çünkü onun sıfat ve nitelikleri yoktur. O sadece Ben’in Ben olusudur ve bu Ben de var olan her şeydir. Var olan her şey, ben olarak vardır."
http://tr.wikipedia.org/wiki/Nisargadatta_Maharaj
Benim, bu bedeni farklı bir yere koyup vucudümda eğitmeye kalkmam, imkansız olmaya başladığını anladım, ama bu bedeni kabullenir, ben bi ikimiz bi ben olarak yaşarsam. galiba yapabilicem.
21 Ekim 2014 Salı
Sen benim kadınım olamazsın!
Sen benim kadınım olamazsın!
Doğan bir güneş misali,
Umut değilsen bana...
Söylenememiş söz misali,
Bir çift göz değilsen bana...
Merakla dolmuş eller,
Dokunmuyorsa bana,
Merhametini kaybetmişse
Yahut fikrime ortak değilse
Sen benim kadınım olamazsın!
Doğan bir güneş misali,
Umut değilsen bana...
Söylenememiş söz misali,
Bir çift göz değilsen bana...
Merakla dolmuş eller,
Dokunmuyorsa bana,
Merhametini kaybetmişse
Yahut fikrime ortak değilse
Sen benim kadınım olamazsın!
17 Ekim 2014 Cuma
Geceler kadar güzel, sabahlar kadar nankör
Uyumak bu dünyadaki en büyük ayrılık, uyanmak ise en büyük kötülük...
Umut fakirin ekmeği ise, benim için Audi R8'dir.
Vermeyin arkadaşım insanlara umut, kandırmayın onları, güzel günler beklemiyor da sizi, gülmeyecek insanlar yüzünüze ve sen rakı ile balığını içemeyeceksin akşam, güzel muhabbetini de edemeyeceksin.
Yine sabahın köründe kalkıp işe/derse gideceksin, ellerin çalışmaktan yorulacak, yine bi yerde uyuklayıp kalacaksın, o tahmin ettiğin öğle yemeğini kakari kikiri muhabbetle de yiyemeyeceksin, piyango sana vurmayacak, gün uyandığındaki gibi olmayacak...
Ve sen hep belki diyerek yaşayacaksın bütün günü, Olacaklarla değil, olmasını umduklarınla yaşayacaksın. O Gün bitecek, ve gece geldiğinde, ihtimallerin tükendiği anda, yani vakit geldiğinde, o an hatırlayacaksın işte, kim olduğunu, niye olduğunu...
Derdim Kimsenin umudu olmadı, kimseden bir şeyler çalmak istemedim, vermekten öte, bu aciz vücudumun isteklerine bile hayır diyemezken, başka kimin hayatına karışmaya hakkım oldu ki ?
En zayıf noktam nedir bilir misin? Hayaller ve, Umutlardır... Sadece benimkiler değil, başka insanların inandıklarıdır, saflığıdır.. Benimkilerden bile daha çok bağlandıklarım oldu. Çok çabaladım, saflığını kaybetmesin diye değil, olduğu olmasını istediği, umduğu şeylerin olabileceği ihtimaline çabaladım..
Gündüzler fazla mı aydınlık gerçekten bilemedim, acaba bu kadar ışık mı bizi bazı şeyleri görmekten alıkoyuyor, boyanmış umutlar çok mu parlak gözüküyor, gerçekten mi gözlerimiz bu kadar aç bu curcunaya. Ne kadar çok istiyoruz değil mi, hemde ne kadar çok.
Bence gündüz haklı, gece yaslı kalacak hep, ve biz asla bilemeyeceğiz, biz kim, sen kim, ben kim.
Gündüzler fazla mı aydınlık gerçekten bilemedim, acaba bu kadar ışık mı bizi bazı şeyleri görmekten alıkoyuyor, boyanmış umutlar çok mu parlak gözüküyor, gerçekten mi gözlerimiz bu kadar aç bu curcunaya. Ne kadar çok istiyoruz değil mi, hemde ne kadar çok.
Bence gündüz haklı, gece yaslı kalacak hep, ve biz asla bilemeyeceğiz, biz kim, sen kim, ben kim.
Fakat ben kendimi gece de arıyacağım, uyumazken, yalnızken, güne dair umutlarım tükendiğinde bulucam kendimi, oradaydım diyebileceğim, ben diyeceğim...
Gündüzler bizi kandırır, geceler yaşatır...
Bırak gündüzünü, gecen güzel olsun be genç!
1 Ekim 2014 Çarşamba
Mutluluk Saçmalıktır!
çok uzatılcak bir şey yok bu konuya sen mutluysan sıkıntı yok dedin
bende mutlu değilim, ama hala sıkıntı yok dedim
herşey burdan başladı
bende mutlu değilim, ama hala sıkıntı yok dedim
herşey burdan başladı
-mutlu olunca ne oluyor iyi hissetmekten başka
-Sen pesimist misin bakayım?
-haha çok çabuk kalıba soktun beni
niye diye sorgulamaya gerek bile duymadan
çok yazık
-sadece sordum hem mutlu olmaya gerek olmamasının açıklaması ne merak ediyorum cidden
-mutlu olunca ne oluyor iyi hissetmekten başka
-Iyi hissediyosun sıkılmıyosun. sıkıntının vücudunda yarattığı etkiler olmuyo. çevrene neşe saçıyosun. millet mutsuz bu çocuk kesin bişey var diye üstüne gelmiyo ve yaşam daha güzel oluyo. yeter:)
-sıkılmadığım sürece mutluluğa gerek yok o zaman
mutlu olmayınca da insan mutsuz olmuyor sonuç olarak
ben mutlu olmayada gerek yok diyorum mutsuz olmayada
yani hayatım iyi gidiyor diye mutlu hissetmeye gerek yok, yada kötü gidiyor diye de mutsuz olmaya
yapılcak bir şey varsa vardır, yoksa yoktur
-Ot gibi yaşayalım o zaman? bu duygular boşuna verilmedi de mi?
-kim veriyor o duyguları ya
yok öyle bir şey
acaba hiç hissiz yaşadın mı ?
nasıl çabuk da kalıba soktun, doğru yaşamak belki ot gibi yaşamaktır
o kadar çok genelleştirmişler ki hissiz yaşamak hayatı boşa yaşamaktır diye
-Hissiz yaşadım canım umursamaz suratsızı oynadım Sen mutsuz olacam diye mutlu olmaya mı korkuyosun?
-korku değil bu gerçektir
mutlu olmaya çalışır ve olmazsın, mutsuz olursun
yani ot içmek istersin, içebildiğin sürece mutlusundur içemediğin zaman mutsuzsundur
ama mutlulukla ot arasındaki fark
biri için para vermek zorunda değilsin
ama ikiside kafa yapar
-Mutluluğa ulaşmak daha kolay. birilerine bağlama yeter andan zevk al hayat daha aydınlık daha net
-kesinlikle daha kolay
ama hayatın gayesi mutluluksa, bir keşten farkın yoktur
her seferinde daha çok mutlu olmaya çalışırsın
aynı şeyler seni mutlu etmemeye başlar
mutlu oldukça, tatmin olma noktan yükselir
ve mutlu olduğun sürecede hiçbirşeyi takmazsın, çünkü zaten mutlusundur, her şeye ulaşmışsındır
en kötüsü acaba hayatı doğru yaşıyor muyum doğru şeyleri yapıyor muyum diye sorgulamazsın bile, çünkü bunlar seni mutlu ediyordur
çünkü bunlar seni mutluluğa ulaştıran şeylerdir, yani bir keş gibi ilerde mutluluğun için gözün bir şey görmemeye bile başlıyabilir
-Yanlış düşünüyosun bence. bi kere keşler kendilerini soyutluyolar onların harikalar diyarına kimse giremiyo ve genelde çevrelerindekilere zarar veriyolar. ama mutlu insanlar çevrelerini de mutlu ediyolar. üstelik mutluluk hormonu sana zarar vermez ot verir
-niye versin canım
marihuana alkolden daha zararsızdır
hayatında kaç tane keş tanıdın ?
kaç tane bali çekmiş adam gördün
kaç kere uyuşturucu kullandın
-Hiç
-o yüzden başta tezin yanlış
evet sigara içen insanlar
etrafındakilere sigara uzatır
o zaman mutlu olan insanlar etrafındakilere de mutluluk dağıtır
ikiside aynı mantık
ama sen diyorsun ki mutluluk iyi bir şey sigara değil
bende diyorum ki
mutluluk dağıtanda sigara dağıtan gibi, zarar veriyor insanlara
buda diğer tezini yanlışlıyor
-Biz bu konuya nerden geldik
-buda mutluluğun diğer etkisi, ne zaman ondan uzaklaşman gerektiği söylense, hayır olmazzz
der ve konuyu dağıtır
çok uzatılcak bir şey yok bu konuya sen mutluysan sıkıntı yok dedin
bende mutlu değilim, ama hala sıkıntı yok diedim
herşey burdan başladı
-Beni gidi ben mutluluk yararlıdır deyip noktalıyorum
-niye
yok
böyle gelmiş böyle gider
niyesi işte bu
açıklaması yok
acaba sen yeni bir düzen kurmaktan mı korkuyorsun ?
12 Aralık 2013 Perşembe
Bir Ben
Ohooo, bir ben vardı benden ötürü bea :D Nerde kaldı onlar... kimdi kimlerdi... ama en güzeli hep bendi :)
Yazıya bütün samimiyetim ile başlamak istiyorum, özlem duyduğum herşeye, herkese hitaben yazıyorum. Gözlerinden öpüceklerim, sımsıkı sarılacaklarım ve bir ömür seveceklerim için... Herkes için...
Manevi olarak gözüken ama maneviyatından çok benle özümleşmiş geri kalan herşey için...
Sizler için... Sizlere hatırlatmak için... Bir ben vardı...
Ya hani işte bilirsiniz, kıçını devirip yatan, bütün gün ne yapacağını düşünen bir ben vardı, öyle boş boş aylak aylak gezen... belki farketmişsinizdir, o anormalliğimden eser kalmadı benim ya... harbi harbi sorumluluklarımın bilincindeyim ben... O öyle derin düşüncelere dalmalar, düşündüklerinin etkisinden kurtulamayan sonrada günlerce uyuyup unutmaya çalışan ben yok artık, durmadan acılar çeken, sorun yaratmak gibide görseniz, sorunları gözünüze sokan ben yok artık... Tamam, kabul ben şevkle buluyordum o sorunları... ama o ben işte yok artık... öyle bir bakışta 20 hayale dalan ben yok artık... Vay be sizden farklıyım ama, ne önemi varki, sizlerde benden farklısınız sonuç olarak hani.. diyen ben de yok artık... ya ben yokum...
Düzenli olmak ne kadar çok güzel getirileri olan bir şeyse, bana ters arkadaşım, kafamın içinde ne yapıcağımı bilmek bile bana ters.. Hep öyleydi, düzen bana ters, ben anı yaşayan biriydim, ve her zaman kimseye bağlı kalmadım, kimseyi sahiplenmemiştim ben.. Yaptığım herşeyi ben yapmak istediğim için yaptım, daha hiç pişman olmadım, ama düzenli olmak insanı pişmanda ediyormuş, ben bu huyunu bile sevmedim düzenli olmanın. Sınav mı peh.... kötü geçsin napalım yani napabiliriz, istemiyorum demek kadar rahattı herşey... çünkü oydum ben, yapmam gerekenleri şevkle, ya yapılmasını istemiyorum yapmam gereken daha önemli şeyler var diyebiliyordum içimden, misal "acaba insanlar kendi düşkünlüklerine bu denli bağlı kalmak zorundalarmı yaşamak için" diye bir soru benim için bir fizik sınavından hep önemli olmuştu. Tamam kabul, sizler gibi öğrenci olup okuyup güzel yerlere gelicektim, hatta çoğunuz için ben sizin yapabildiklerinizin fazlasını yapabilecek kapasiteye sahiptim ve hatta bu çok az çalışmalarım ile yine sizden iyi olmam ile bunu kanıtlıyordum bir nevi. Bazılarına göre belki bu bile yetersiz kaldı çoğu zaman, ama bu bir şeyi asla değiştiremiyordu, ya ben yine kendi istediğimi yapıyordum. Kendi doğru gördüğüm şeyleri...
Bu Konuda zamanın benim üzerimdeki etkilerinden bahsetsem muhtemelen, size anlatabilmem için daha açık olabileceğimi düşünüyorum. Eskiden zamanı ben kontrol ederdim, gecenin 3 ünde kalkar, yapmak istediğim şeyleri yapardım, uyurdum, ders vaktim benim zamanıma uyarsa giderdim, uymassa gitmezdim, ki zaten uymazdı hiçbir zaman :), günde yeri gelir 14 saat uyur yeri gelir 3 saat uyurdum, saatin kaç olduğuna bakmazdım bile, Birden karar verir ve yapardım, plan asla yapmazdım, o an gidilmesi gereken dakikadaki hal ve durumuma göreydi. Canım ne istiyorsa onu yer, para durumunu düşünmezdim..
Ya ne güzel sorumlulukların var diyorsunuz... ama ben böyle değildim nasıl mı değildim.
Her gün saat 10 da kalkmak zorunda hissetmezdim kendimi, Bunun için erken uyumazdım. Ya ben yapılcak birşey bulduğumda idarem yettiği kadar yapardım, araştırırdım, bu bendim ne istersem onu yapardım. Ben hani hep ucuz yiyeyim demezdim, para biriktireyi bunu ödeyim, böyle görüşeyim, aa dur şunu aramam lazımdı, aa şu yapılacaktı, a şu okunacaktı, aa ödev var dur 4 saat uğraşayımda bitireyim demezdim ya...
Kısacası salaş hayatımdan ne kadar memnun değilsem, şuanki düzenli hayatımdanda memnun değilim, çünkü ne istediğimi unuttum ben kendimden uzaklaştım ve şimdi günlerdir online oyun peşindeyim, başka dünyalarda kaybolmaya çalışıyorum ve bulduğum anda birini içine düşücem ve kaybolucam. Artık hayatta yaptığım şeylerden zevk alamamaya başladım çünkü ne yapmam gerektiğini artık bilmiyorum, ben yapıyormuşum gibi gelmiyor, yapılması gereken şeylermiş gibi geliyor bu yaptığım şeyler, ve bunaldım gerçekten bunaldım... diyeceksiniz rahat mı batıyor... ya rahatı sevmiyorsam napacaksınız :D
Uzun lafın kısası, bir ben vardı o olamadım, o olamayan bende olduğu benden zevk alamıyor. Güzel uzun bir tatil keser beni esasında ya :D ama laf dinletebilmem lazım, kendime etrafımdakilere, şevkle tatil yapmam lazım... biz olmalıyız, ben olmalıyım orda...
Yazıya bütün samimiyetim ile başlamak istiyorum, özlem duyduğum herşeye, herkese hitaben yazıyorum. Gözlerinden öpüceklerim, sımsıkı sarılacaklarım ve bir ömür seveceklerim için... Herkes için...
Manevi olarak gözüken ama maneviyatından çok benle özümleşmiş geri kalan herşey için...
Sizler için... Sizlere hatırlatmak için... Bir ben vardı...
Ya hani işte bilirsiniz, kıçını devirip yatan, bütün gün ne yapacağını düşünen bir ben vardı, öyle boş boş aylak aylak gezen... belki farketmişsinizdir, o anormalliğimden eser kalmadı benim ya... harbi harbi sorumluluklarımın bilincindeyim ben... O öyle derin düşüncelere dalmalar, düşündüklerinin etkisinden kurtulamayan sonrada günlerce uyuyup unutmaya çalışan ben yok artık, durmadan acılar çeken, sorun yaratmak gibide görseniz, sorunları gözünüze sokan ben yok artık... Tamam, kabul ben şevkle buluyordum o sorunları... ama o ben işte yok artık... öyle bir bakışta 20 hayale dalan ben yok artık... Vay be sizden farklıyım ama, ne önemi varki, sizlerde benden farklısınız sonuç olarak hani.. diyen ben de yok artık... ya ben yokum...
Düzenli olmak ne kadar çok güzel getirileri olan bir şeyse, bana ters arkadaşım, kafamın içinde ne yapıcağımı bilmek bile bana ters.. Hep öyleydi, düzen bana ters, ben anı yaşayan biriydim, ve her zaman kimseye bağlı kalmadım, kimseyi sahiplenmemiştim ben.. Yaptığım herşeyi ben yapmak istediğim için yaptım, daha hiç pişman olmadım, ama düzenli olmak insanı pişmanda ediyormuş, ben bu huyunu bile sevmedim düzenli olmanın. Sınav mı peh.... kötü geçsin napalım yani napabiliriz, istemiyorum demek kadar rahattı herşey... çünkü oydum ben, yapmam gerekenleri şevkle, ya yapılmasını istemiyorum yapmam gereken daha önemli şeyler var diyebiliyordum içimden, misal "acaba insanlar kendi düşkünlüklerine bu denli bağlı kalmak zorundalarmı yaşamak için" diye bir soru benim için bir fizik sınavından hep önemli olmuştu. Tamam kabul, sizler gibi öğrenci olup okuyup güzel yerlere gelicektim, hatta çoğunuz için ben sizin yapabildiklerinizin fazlasını yapabilecek kapasiteye sahiptim ve hatta bu çok az çalışmalarım ile yine sizden iyi olmam ile bunu kanıtlıyordum bir nevi. Bazılarına göre belki bu bile yetersiz kaldı çoğu zaman, ama bu bir şeyi asla değiştiremiyordu, ya ben yine kendi istediğimi yapıyordum. Kendi doğru gördüğüm şeyleri...
Bu Konuda zamanın benim üzerimdeki etkilerinden bahsetsem muhtemelen, size anlatabilmem için daha açık olabileceğimi düşünüyorum. Eskiden zamanı ben kontrol ederdim, gecenin 3 ünde kalkar, yapmak istediğim şeyleri yapardım, uyurdum, ders vaktim benim zamanıma uyarsa giderdim, uymassa gitmezdim, ki zaten uymazdı hiçbir zaman :), günde yeri gelir 14 saat uyur yeri gelir 3 saat uyurdum, saatin kaç olduğuna bakmazdım bile, Birden karar verir ve yapardım, plan asla yapmazdım, o an gidilmesi gereken dakikadaki hal ve durumuma göreydi. Canım ne istiyorsa onu yer, para durumunu düşünmezdim..
Ya ne güzel sorumlulukların var diyorsunuz... ama ben böyle değildim nasıl mı değildim.
Her gün saat 10 da kalkmak zorunda hissetmezdim kendimi, Bunun için erken uyumazdım. Ya ben yapılcak birşey bulduğumda idarem yettiği kadar yapardım, araştırırdım, bu bendim ne istersem onu yapardım. Ben hani hep ucuz yiyeyim demezdim, para biriktireyi bunu ödeyim, böyle görüşeyim, aa dur şunu aramam lazımdı, aa şu yapılacaktı, a şu okunacaktı, aa ödev var dur 4 saat uğraşayımda bitireyim demezdim ya...
Kısacası salaş hayatımdan ne kadar memnun değilsem, şuanki düzenli hayatımdanda memnun değilim, çünkü ne istediğimi unuttum ben kendimden uzaklaştım ve şimdi günlerdir online oyun peşindeyim, başka dünyalarda kaybolmaya çalışıyorum ve bulduğum anda birini içine düşücem ve kaybolucam. Artık hayatta yaptığım şeylerden zevk alamamaya başladım çünkü ne yapmam gerektiğini artık bilmiyorum, ben yapıyormuşum gibi gelmiyor, yapılması gereken şeylermiş gibi geliyor bu yaptığım şeyler, ve bunaldım gerçekten bunaldım... diyeceksiniz rahat mı batıyor... ya rahatı sevmiyorsam napacaksınız :D
Uzun lafın kısası, bir ben vardı o olamadım, o olamayan bende olduğu benden zevk alamıyor. Güzel uzun bir tatil keser beni esasında ya :D ama laf dinletebilmem lazım, kendime etrafımdakilere, şevkle tatil yapmam lazım... biz olmalıyız, ben olmalıyım orda...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)