27 Şubat 2016 Cumartesi

     Kendi başlığımı koymaktan aciz, benliğime bir o kadar uzak günlerdeyiz... Bilmek ile anlamak arasındaki o ince farkın unutulduğu anlarda, kendi bildiklerimizin yükünün altındayız. Yeni bir başlangıcın getirdiği heyecanın içinde, tatmadıklarımızın bilincindeyiz. Yaşamaya hissetmenin varlığı ile bilenmiş, fakat olduğu yerin en derinliklerine gömülmüşüz. Mekanın ve zamanın önemini kaybettiği yerde, bu kayıpların ağırlığı ile cebeleniyoruz. Yaşamaya, yaşayamadıklarımızla yönelmişiz, boşlukları doldurmaya çalışıyoruz. Peki geçmişte yapmak istediklerimizle, geçmişte yapacağım dediklerimiz arasındaki o çıkmazın arasında, şuan ne istiyoruz?
     En güzeli kazanmaktır ya da en güzeli kaybetmektir. Kaybetmek; Sahip olmanın yükünden kaçmaktır, belki. Belki de, sahip olduklarının değerinin artmasıdır, belki. Belkide, kaybedecek bir şey kalmadığında, kazanmak için seni bir şeyin engelleyememesidir yada ne bileyim, belki de, sen sahip olduklarınla sensindir. Sahip oldukların veya olacaklarının sana kattığı hislerdir seni açığa çıkaracak şey.
     Bu karmaşanın içinde yapılacak şey ise, hayatın  sahip olduğu düzenden kurtulmaya çalışıp, kendi düzenini kurmaya çalışmak ve ortak bakış açılarından uzaklaşmak. Eskiden sahip olunan o totaliter bakış açılarından uzaklaşıp, bildiğin anladığın sahiplendiğin her şeyi yeniden gözden geçirmektir. Sahip olunan onca ön yargı, ve boşa harcanan vakitleri anladıkça, azalmak gerekir. Bu gerekli ihtiyaç karşılanır, kazanmak için, önce kaybetmen gereken bir dönemde de, her şey sen içindir. daha çok sen için daha azsındır. Yapacağın adımlar benzese hatta aynı olsa bile, ne yaptığının bilincine daha çok sahip olursun. En güzeli sensindir, öylede ol.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder