30 Haziran 2013 Pazar

Gerçekler

Bir o kadar aşikar bir o kadar da hayaldir.
Bir o kadar da uzaktır gerçekleşeceklerden.. Umduğumuzdan..

Söylenenleri duyduk, yaşanılanları hissettik, ordaydık hep içindeydik, göremeyeceğimiz kadar uzakta da değildi asla, onları anlamak hiç zor da değildi.
Ki daha en basit gerçeklerdi ki, yaşatılması en zor olanlardı.
Basitliği mi kâle alınmıyordu, yoksa gerçeklerden uzaklaşmak için en normal sebep miydi?
Kimine göre gerçekler sadece bir temel üzerine bağlıydı, belki görmesi dediğim kadar kolay değildi, o temelden uzaklaşmadıkça. Biraz daha ileriyi görmeyi amaçlamadıkça...
Hohoo, çok mu uzattım ha, demek istediğim, sonuçlar, onlar bile ortadaydı, çok mu zordu gerçekleri görmek.
Ya hani, bazen bile bir an gelir, küçücük bir olayda bile, anlamak istemezsin, isteklerin, dogmaların, hislerin hepsine engel olur ya, dur orda böyle olmasın der, olmayacak der, olmamalı der, kim der meçhul, ama o ne sensindir yalan atacak, ne de gerçeklerdir senin öyle düşünmene sebep olucak, işte o şeydir, o şey....
O şey ki, insan olmaktır, o şey ki tanrının etrafımda olmadığını gösterendir, o şey ki acizliğin kanıtıdır, o şey ki şeytandır.
Ki şeytan kimdir ki, gerçekleri saklayabilecek, ki biz kimiz ki duyu organlarımızla işittiğimizi algılayamacak...
Hiç bitmeyen bir sürgün gibi, kurtulmaya çalışmaktan vazgeçmişlerde, bu lanet yerde vatanından uzak, burdaki düzene ayak uydurmaya çalışıyorlar, burdaki kıtlıkda, şiddette kendilerine yer arıyorlar... Yoksa ben mi kandırılıyorum, bu sürgünü vatanım haline getirmeye çalışan insanların yalan attığını düşünerek.
Kendi varoluşum kadar, aciz ve sakatım, ama göremiyor olmam değil, duyamıyor olmam hiç değil, hissedemiyor olmam ise külliyen yalan, fakat yapabileceklerimin sınırları ne bu acizliğime ne de bu sakatlığıma bağlı... hepsi en basit yalanların, en büyük gerçeklerden üstünlüğüyle alakalı. Hayallerin bu denli güzel olmasıyla alakalı.
Dönün bakın arkanıza ne görüyorsunuz, bütün sizden ibaret benliğinizde en ilerdeyken, ne elde ettiniz diye sormuyorum, neye sahipsiniz diye de, sadece soruyorum size ait ne var arkanızda, sizi siz yapan. Aşkınız derseniz, size verilebilecek en güzel cevap derim, peki neye aşıksınız, aciz bir bedene mi ? Siz ne yapmaktasınız onu sormaktayım, ne yaptınızda sizi siz yaptı bu arkadakiler, bir kaç çıkarcı, bir kaç kırılmış kalp, sahip olduğunuz mülkiyet ve daha çok şeye sahip olacağınız mülkiyetler mi. Cık hayır, ben onu sormuyorum size işte...
Size, sevgili insan, kalk olduğun yerden, adım at diyorum, birşeyler yap, hiçbirşey olmayacağının hayaliyle, yaptıklarının seni yansıtmadığı gerçeğiyle, gerçekleri daha az gördüğün için, kendin için, kendin için...

20 Aralık 2012 Perşembe

Memleket

Sen diyebiliyor musun ki, Bir memleket vardır ki içindeki insanlar dimdik, özgürçe dolaşabiliyorlar, sen sanıyorsun ki onların hepsi nice güzel düşüncelerle bilenmiş, hayatı yaşamak için hunharca bedenlerini harap ediyorlar. Sen bunu geçde bana sadece bir memleket söyle... içinden sadece bir tane adam gibi adam çıksın. Bre nice memlekettir onu yetiştirebilmiştir.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Bir Ben Daha


belki korkudan
belki özlemden
belki hevesden
yine uyuyamadım bu gece.

çok özlüyorum çocukluğumu
bazen olmam gereken yeri
bazen küçük bir tınıyı

düşünüyorumda
hiç düşündüm mü daha önce bu denli
nedense tanıdık sonuç
uyuyup kalktın mı
tekrar bekle geceyi...
korkuyla, özlemle, hevesle.

gözlerinin içine mi bakmalıyım
sadece önüme mi yoksa
varken biri gülümsüyecek
bizin özgürlüğünden

sormak gerek ya sen kimsin
ne hacet ise
ben daha kendimi bilmezken
seni istemek

ayaktayım sonuçta
bazen yatsamda
birşeyler yaptım hayatta
kim bilir doğru ne
doğru ben benken var
benim bildiğim tek doğru

yaptığım herşey ben
ne haddime ki oldum ben
ben daha değil iken ben

26 Kasım 2012 Pazartesi

Yazı atölyesi, yazısı

İnsan olmanın gereğiydi, hissetmek. Fakat bunun hissedilip anlamlandırılması, kendi içindeki ihtimallerin sayısının fazla, kendine karşı dürüstlüğün zor olduğu bir yerde, yani kendimizde yarattığı çelişkide, Bunun paylaşılmasını zorlatmıştır. Fakat, bu karmaşıklığın içinde, İnsanlar uzantıları ile birbirlerine dokunurlar, Gerçeği ön plana çıkıyor. Uzantılarımızla insanlara dokunduğumuz her an, kendimizde duygularımızdan da birer parça aktarıyoruz. Bu verdiğimiz parçaları her insan alabiliyor demek, yanlış olur, veya tamamiyle algılıyor demekte yanlış olur. Fakat, kendimizden bir parça gördüğümüz her insana, belki sadece insan oluşuna, hatta canlı oluşuna saygı duyduğumuz her parçaya verdiğimiz, her his, her duygu. Eğer bizim acı çekmemize sebep oluyorsa, Maske takmak bir çözüm olabilir. Ama maske takmak ve bir rolü oynamak aynı şey değildir. Maske takmak sadece karşıdaki algıyı anlamaya çalışan insana, bir engel gibidir. Fakat öyle olması, senin bu duyguyu yaşamadığın anlamına asla gelmiyecekdir. Duygusal olmak, hissetmek Seni güçsüz kılmaz. En zayıf anın duygularını en çok yaşadığın andır belki, onlara kızdığın, belki onları yücelttiğin anlardır. Uçlarda yaşamışsındır. Ağlayabilmek, mutlu olabilmek gibi yaşamışsındır. Fakat Ağlıyabilmek, duygularını yaşamaktır, fakat diğer yöndende insanın kendini cezalandırmasıdır. Yani ağlayabilen insanlar en güçlü insanlardır, diyemeyiz her zaman. Mutluyken gözleri dolan bir sevgili, sevdiğini sevebilmenin hakkını yaşarken, bir yandanda kendini güçsüz zanneden bir insanın, elde edemediği güç için, birilerini suçlarken ağlamasıdır belki ağlamak. Fakat ceza olan ağlamak, kaçıştır çoğu zaman gerçeklerden, bazen kendinle takriben yirmi metrekare konuşmak zor geliyordur. Kabul edilebilir bir olgudur esasında, duyguların yükünün fazla gelmesi, fakat hissederken onları doya doya Sandalyede güzel imiş galdaş. diyemiyorsan. Onları yaşamayıda bilmiyorsundur.


İnsanlar uzantıları ile birbirlerine dokunurlar.
Maske takmak ve bir rolu oynamak aynı şey değildir.
Takriben yirmimetrekare konuşmak zor geliyor.
Ağlayabilen insanlar en güçlü insanlardır.
Sandalyede güzel imiş galdaş

Bu beş cümle ile yazılmış yazıdır.

22 Kasım 2012 Perşembe

Peki ya Sen?

Gözyaşımı silen kızın umudu vardı.
Kendi, sevdikleri, hatta bütün dünya üzülmesin diye, elinden geleni yapabilirdi.
Umudunu kaybettiği an benide kaybetti.
Beni yaşatan umuttu.
Artık inanmıyorum, laflarına kanmıyorum.
Umudu olan bir insan gibi değilsin.
Nerden biliyorum deme!
İçindeki nefreti görüyorum
Kendine ve insanlara.
Korkuyu görüyorum.
Sana ulaşcaklar diye korktuğunu.
Sen artık yaşamıyorsun,
Karnımı doyurcak nutellayı aldığım süpermarketteki
Kasiyerden farkın yok, benim için.
Yaşamak, benim için sende yok artık.