17 Ekim 2014 Cuma

Geceler kadar güzel, sabahlar kadar nankör

Uyumak bu dünyadaki en büyük ayrılık, uyanmak ise en büyük kötülük...
Umut fakirin ekmeği ise, benim için Audi R8'dir.
Vermeyin arkadaşım insanlara umut, kandırmayın onları, güzel günler beklemiyor da sizi,  gülmeyecek insanlar yüzünüze ve sen rakı ile balığını içemeyeceksin akşam, güzel muhabbetini de edemeyeceksin. 
Yine sabahın köründe kalkıp işe/derse gideceksin, ellerin çalışmaktan yorulacak, yine bi yerde uyuklayıp kalacaksın, o tahmin ettiğin öğle yemeğini kakari kikiri muhabbetle de yiyemeyeceksin, piyango sana vurmayacak, gün uyandığındaki gibi olmayacak...
 Ve sen hep belki diyerek yaşayacaksın bütün günü, Olacaklarla değil, olmasını umduklarınla yaşayacaksın. O Gün bitecek, ve gece geldiğinde, ihtimallerin tükendiği anda, yani vakit geldiğinde, o an hatırlayacaksın işte, kim olduğunu, niye olduğunu...
 Derdim Kimsenin umudu olmadı, kimseden bir şeyler çalmak istemedim, vermekten öte, bu aciz vücudumun isteklerine bile hayır diyemezken, başka kimin hayatına karışmaya hakkım oldu ki ?
 En zayıf noktam nedir bilir misin? Hayaller ve, Umutlardır... Sadece benimkiler değil, başka insanların inandıklarıdır, saflığıdır.. Benimkilerden bile daha çok bağlandıklarım oldu. Çok çabaladım, saflığını kaybetmesin diye değil, olduğu olmasını istediği, umduğu şeylerin olabileceği ihtimaline çabaladım..
Gündüzler fazla mı aydınlık gerçekten bilemedim, acaba bu kadar ışık mı bizi bazı şeyleri görmekten alıkoyuyor,  boyanmış umutlar çok mu parlak gözüküyor, gerçekten mi gözlerimiz bu kadar aç bu curcunaya. Ne kadar çok istiyoruz değil mi, hemde ne kadar çok.
Bence gündüz haklı, gece yaslı kalacak hep, ve biz asla bilemeyeceğiz, biz kim, sen kim, ben kim.
Fakat ben kendimi gece de arıyacağım, uyumazken, yalnızken, güne dair umutlarım tükendiğinde bulucam kendimi, oradaydım diyebileceğim, ben diyeceğim...
 Gündüzler bizi kandırır, geceler yaşatır...
 Bırak gündüzünü, gecen güzel olsun be genç!

1 Ekim 2014 Çarşamba

Mutluluk Saçmalıktır!

çok uzatılcak bir şey yok bu konuya sen mutluysan sıkıntı yok dedin
bende mutlu değilim, ama hala sıkıntı yok dedim
herşey burdan başladı



-mutlu olunca ne oluyor iyi hissetmekten başka




-Sen pesimist misin bakayım?

-haha çok çabuk kalıba soktun beni
niye diye sorgulamaya gerek bile duymadan
çok yazık


-sadece sordum hem mutlu olmaya gerek olmamasının açıklaması ne merak ediyorum cidden


-mutlu olunca ne oluyor iyi hissetmekten başka



-Iyi hissediyosun sıkılmıyosun. sıkıntının vücudunda yarattığı etkiler olmuyo. çevrene neşe saçıyosun. millet mutsuz bu çocuk kesin bişey var diye üstüne gelmiyo ve yaşam daha güzel oluyo. yeter:)


-sıkılmadığım sürece mutluluğa gerek yok o zaman
mutlu olmayınca da insan mutsuz olmuyor sonuç olarak
ben mutlu olmayada gerek yok diyorum mutsuz olmayada
yani hayatım iyi gidiyor diye mutlu  hissetmeye gerek yok, yada kötü gidiyor diye de mutsuz olmaya
yapılcak bir şey varsa vardır, yoksa yoktur


-Ot gibi yaşayalım o zaman? bu duygular boşuna verilmedi de mi?


-kim veriyor o duyguları ya
yok öyle bir şey
acaba hiç hissiz yaşadın mı ?
nasıl çabuk da kalıba soktun, doğru yaşamak belki ot gibi yaşamaktır
o kadar çok genelleştirmişler ki hissiz yaşamak hayatı boşa yaşamaktır diye


-Hissiz yaşadım canım umursamaz suratsızı oynadım Sen mutsuz olacam diye mutlu olmaya mı korkuyosun?


-korku değil bu gerçektir
mutlu olmaya çalışır ve olmazsın, mutsuz olursun
yani ot içmek istersin, içebildiğin sürece mutlusundur içemediğin zaman mutsuzsundur
ama mutlulukla ot arasındaki fark
biri için para vermek zorunda değilsin
ama ikiside kafa yapar


-Mutluluğa ulaşmak daha kolay. birilerine bağlama yeter andan zevk al hayat daha aydınlık daha net


-kesinlikle daha kolay
ama hayatın gayesi mutluluksa, bir keşten farkın yoktur
her seferinde daha çok mutlu olmaya çalışırsın
aynı şeyler seni mutlu etmemeye başlar
mutlu oldukça, tatmin olma noktan yükselir
ve mutlu olduğun sürecede hiçbirşeyi takmazsın, çünkü zaten mutlusundur, her şeye ulaşmışsındır
en kötüsü acaba hayatı doğru yaşıyor muyum doğru şeyleri yapıyor muyum diye sorgulamazsın bile, çünkü bunlar seni mutlu ediyordur
çünkü bunlar seni mutluluğa ulaştıran şeylerdir, yani bir keş gibi ilerde mutluluğun için gözün bir şey görmemeye bile başlıyabilir


-Yanlış düşünüyosun bence. bi kere keşler kendilerini soyutluyolar onların harikalar diyarına kimse giremiyo ve genelde çevrelerindekilere zarar veriyolar. ama mutlu insanlar çevrelerini de mutlu ediyolar. üstelik mutluluk hormonu sana zarar vermez ot verir


-niye versin canım
marihuana alkolden daha zararsızdır
hayatında kaç tane keş tanıdın ?
kaç tane bali çekmiş adam gördün
kaç kere uyuşturucu kullandın


-Hiç


-o yüzden başta tezin yanlış
evet sigara içen insanlar
etrafındakilere sigara uzatır
o zaman mutlu olan insanlar etrafındakilere de mutluluk dağıtır
ikiside aynı mantık
ama sen diyorsun ki mutluluk iyi bir şey sigara değil
bende diyorum ki
mutluluk dağıtanda sigara dağıtan gibi, zarar veriyor insanlara
buda diğer tezini yanlışlıyor


-Biz bu konuya nerden geldik


-buda mutluluğun diğer etkisi, ne zaman ondan uzaklaşman gerektiği söylense, hayır olmazzz
der ve konuyu dağıtır
çok uzatılcak bir şey yok bu konuya sen mutluysan sıkıntı yok dedin
bende mutlu değilim, ama hala sıkıntı yok diedim
herşey burdan başladı


-Beni gidi ben mutluluk yararlıdır deyip noktalıyorum


-niye
yok
böyle gelmiş böyle gider
niyesi işte bu
açıklaması yok
acaba sen yeni bir düzen kurmaktan mı korkuyorsun ?

12 Aralık 2013 Perşembe

Bir Ben

Ohooo, bir ben vardı benden ötürü bea :D Nerde kaldı onlar... kimdi kimlerdi... ama en güzeli hep bendi :)

Yazıya bütün samimiyetim ile başlamak istiyorum, özlem duyduğum herşeye, herkese hitaben yazıyorum. Gözlerinden öpüceklerim, sımsıkı sarılacaklarım ve bir ömür seveceklerim için... Herkes için...
Manevi olarak gözüken ama maneviyatından çok benle özümleşmiş geri kalan herşey için...
Sizler için... Sizlere hatırlatmak için... Bir ben vardı...

Ya hani işte bilirsiniz, kıçını devirip yatan, bütün gün ne yapacağını düşünen bir ben  vardı, öyle boş boş aylak aylak gezen... belki farketmişsinizdir,  o anormalliğimden eser kalmadı benim ya... harbi harbi sorumluluklarımın bilincindeyim ben...  O öyle derin düşüncelere dalmalar, düşündüklerinin etkisinden kurtulamayan sonrada günlerce uyuyup unutmaya çalışan ben yok artık, durmadan acılar çeken, sorun yaratmak gibide görseniz, sorunları gözünüze sokan ben yok artık... Tamam, kabul ben şevkle buluyordum o sorunları... ama o ben işte yok artık... öyle bir bakışta 20 hayale dalan ben yok artık... Vay be sizden farklıyım ama, ne önemi varki, sizlerde benden farklısınız sonuç olarak hani.. diyen ben de yok artık... ya ben yokum...

Düzenli olmak ne kadar çok güzel getirileri olan bir şeyse, bana ters arkadaşım, kafamın içinde ne yapıcağımı bilmek bile bana ters.. Hep öyleydi, düzen bana ters, ben anı yaşayan biriydim, ve her zaman kimseye bağlı kalmadım, kimseyi sahiplenmemiştim ben.. Yaptığım herşeyi ben yapmak istediğim için yaptım, daha hiç pişman olmadım, ama düzenli olmak insanı pişmanda ediyormuş, ben bu huyunu bile sevmedim düzenli olmanın. Sınav mı peh.... kötü geçsin napalım yani napabiliriz, istemiyorum demek kadar rahattı herşey... çünkü oydum ben, yapmam gerekenleri şevkle, ya yapılmasını istemiyorum yapmam gereken daha önemli şeyler var diyebiliyordum içimden, misal "acaba insanlar kendi düşkünlüklerine bu denli bağlı kalmak zorundalarmı yaşamak için" diye bir soru benim için bir fizik sınavından hep önemli olmuştu.  Tamam kabul, sizler gibi öğrenci olup okuyup güzel yerlere gelicektim, hatta çoğunuz için ben sizin yapabildiklerinizin fazlasını yapabilecek kapasiteye sahiptim ve hatta bu çok az çalışmalarım ile yine sizden iyi olmam ile bunu kanıtlıyordum bir nevi. Bazılarına göre belki bu bile yetersiz kaldı çoğu zaman, ama bu bir şeyi asla değiştiremiyordu, ya ben yine kendi istediğimi yapıyordum. Kendi doğru gördüğüm şeyleri...

Bu Konuda zamanın benim üzerimdeki etkilerinden bahsetsem muhtemelen, size anlatabilmem için daha açık olabileceğimi düşünüyorum. Eskiden zamanı ben kontrol ederdim, gecenin 3 ünde kalkar, yapmak istediğim şeyleri yapardım, uyurdum, ders vaktim benim zamanıma uyarsa giderdim, uymassa gitmezdim, ki zaten uymazdı hiçbir zaman :), günde yeri gelir 14 saat uyur yeri gelir 3 saat uyurdum, saatin kaç olduğuna bakmazdım bile, Birden karar verir ve yapardım, plan asla yapmazdım, o an gidilmesi gereken dakikadaki hal ve durumuma göreydi. Canım ne istiyorsa onu yer, para durumunu düşünmezdim..
Ya ne güzel sorumlulukların var diyorsunuz... ama ben böyle değildim nasıl mı değildim.
Her gün saat 10 da kalkmak zorunda hissetmezdim kendimi, Bunun için erken uyumazdım. Ya ben yapılcak birşey bulduğumda idarem yettiği kadar yapardım, araştırırdım, bu bendim ne istersem onu yapardım. Ben hani hep ucuz yiyeyim demezdim, para biriktireyi bunu ödeyim, böyle görüşeyim, aa dur şunu aramam lazımdı, aa şu yapılacaktı, a şu okunacaktı, aa ödev var dur 4 saat uğraşayımda bitireyim demezdim ya...

Kısacası salaş hayatımdan ne kadar memnun değilsem, şuanki düzenli hayatımdanda memnun değilim, çünkü ne istediğimi unuttum ben kendimden uzaklaştım ve şimdi günlerdir online oyun peşindeyim, başka dünyalarda kaybolmaya çalışıyorum ve bulduğum anda birini içine düşücem ve kaybolucam. Artık hayatta yaptığım şeylerden zevk alamamaya başladım çünkü ne yapmam gerektiğini artık bilmiyorum, ben yapıyormuşum gibi gelmiyor, yapılması gereken şeylermiş gibi geliyor bu yaptığım şeyler, ve bunaldım gerçekten bunaldım... diyeceksiniz rahat mı batıyor... ya rahatı sevmiyorsam napacaksınız :D

Uzun lafın kısası, bir ben vardı o olamadım, o olamayan bende olduğu benden zevk alamıyor. Güzel uzun bir tatil keser beni esasında ya :D ama laf dinletebilmem lazım, kendime etrafımdakilere, şevkle tatil yapmam lazım... biz olmalıyız, ben olmalıyım orda...

4 Temmuz 2013 Perşembe

Bazeen

Yüzüme bakıp seni çok seviyorum diyişin aklıma geliyor. Sonra hayal kuruyorum bre yoldaş sev beni de, vatanını hürriyetini daha çok sev diyorum.
Sevismelerimiz aklıma geliyor da, ardından bir sigara yakıp, sen olmasan bre kadın, nasıl katlanirdim acaba bunca sorumluluğa, bunca acıya diyorum... sen inanmasan ben nasıl inanirdim kurtuluşa diyorum..
Elimi tutuşun geliyor da aklıma, bre onca savaşta, hissetmeseydim tenini, nasıl sadık kalabilirdim, varlığımızın devam edeceğine diyorum.
Aglayisin geliyorda aklıma, nice canlar kıyıldı da ben bir gözyaşına kiyamazken diyorum.
Usulca dans ediyorsun ya, beni eğlendirmek için nice vakit harciyorsun ya, keşke her yerde olabilsen diyorum bazen...
Sırf ben üzülmiyim diye bana attığın yalanları düşünüyorum, ben daha hazır değilim diye asla söylemediğin gerçekleri bazen, bazen beni benden çok iyi tanıyan birine ihtiyacım olduğunu da..
Ve biliyor musun en çok da sana kattığım hayalleri düşünüyorum, hiç öyle biri olmamana rağmen, benim ilk yoldasım oluşunu düşünüyorum...
Sana yaşattığım en yoğun hisleri düşünüyorum, içimin en derinliklerinden gelen saf, iyi niyetli sevismelerimizi.. ve sende bıraktığı geri de kalan hayatındaki tatminsizligi...
Sinema da film izleyisimiz geliyor da aklıma, en sacmasapan film de bile senle bir filmin sadece en güzel yönlerini gördüğümü düşünüyorum, sonra usul bir köşe de seni optugumu de...
Gülüşün geliyor da bazen aklıma, bu aciz varlığımla bir şeyleri basarabildigime kanıt gibi, umut dolduruyor içime, gül nolur gül diye yalvarislarim geliyor aklıma...

30 Haziran 2013 Pazar

Gerçekler

Bir o kadar aşikar bir o kadar da hayaldir.
Bir o kadar da uzaktır gerçekleşeceklerden.. Umduğumuzdan..

Söylenenleri duyduk, yaşanılanları hissettik, ordaydık hep içindeydik, göremeyeceğimiz kadar uzakta da değildi asla, onları anlamak hiç zor da değildi.
Ki daha en basit gerçeklerdi ki, yaşatılması en zor olanlardı.
Basitliği mi kâle alınmıyordu, yoksa gerçeklerden uzaklaşmak için en normal sebep miydi?
Kimine göre gerçekler sadece bir temel üzerine bağlıydı, belki görmesi dediğim kadar kolay değildi, o temelden uzaklaşmadıkça. Biraz daha ileriyi görmeyi amaçlamadıkça...
Hohoo, çok mu uzattım ha, demek istediğim, sonuçlar, onlar bile ortadaydı, çok mu zordu gerçekleri görmek.
Ya hani, bazen bile bir an gelir, küçücük bir olayda bile, anlamak istemezsin, isteklerin, dogmaların, hislerin hepsine engel olur ya, dur orda böyle olmasın der, olmayacak der, olmamalı der, kim der meçhul, ama o ne sensindir yalan atacak, ne de gerçeklerdir senin öyle düşünmene sebep olucak, işte o şeydir, o şey....
O şey ki, insan olmaktır, o şey ki tanrının etrafımda olmadığını gösterendir, o şey ki acizliğin kanıtıdır, o şey ki şeytandır.
Ki şeytan kimdir ki, gerçekleri saklayabilecek, ki biz kimiz ki duyu organlarımızla işittiğimizi algılayamacak...
Hiç bitmeyen bir sürgün gibi, kurtulmaya çalışmaktan vazgeçmişlerde, bu lanet yerde vatanından uzak, burdaki düzene ayak uydurmaya çalışıyorlar, burdaki kıtlıkda, şiddette kendilerine yer arıyorlar... Yoksa ben mi kandırılıyorum, bu sürgünü vatanım haline getirmeye çalışan insanların yalan attığını düşünerek.
Kendi varoluşum kadar, aciz ve sakatım, ama göremiyor olmam değil, duyamıyor olmam hiç değil, hissedemiyor olmam ise külliyen yalan, fakat yapabileceklerimin sınırları ne bu acizliğime ne de bu sakatlığıma bağlı... hepsi en basit yalanların, en büyük gerçeklerden üstünlüğüyle alakalı. Hayallerin bu denli güzel olmasıyla alakalı.
Dönün bakın arkanıza ne görüyorsunuz, bütün sizden ibaret benliğinizde en ilerdeyken, ne elde ettiniz diye sormuyorum, neye sahipsiniz diye de, sadece soruyorum size ait ne var arkanızda, sizi siz yapan. Aşkınız derseniz, size verilebilecek en güzel cevap derim, peki neye aşıksınız, aciz bir bedene mi ? Siz ne yapmaktasınız onu sormaktayım, ne yaptınızda sizi siz yaptı bu arkadakiler, bir kaç çıkarcı, bir kaç kırılmış kalp, sahip olduğunuz mülkiyet ve daha çok şeye sahip olacağınız mülkiyetler mi. Cık hayır, ben onu sormuyorum size işte...
Size, sevgili insan, kalk olduğun yerden, adım at diyorum, birşeyler yap, hiçbirşey olmayacağının hayaliyle, yaptıklarının seni yansıtmadığı gerçeğiyle, gerçekleri daha az gördüğün için, kendin için, kendin için...

20 Aralık 2012 Perşembe

Memleket

Sen diyebiliyor musun ki, Bir memleket vardır ki içindeki insanlar dimdik, özgürçe dolaşabiliyorlar, sen sanıyorsun ki onların hepsi nice güzel düşüncelerle bilenmiş, hayatı yaşamak için hunharca bedenlerini harap ediyorlar. Sen bunu geçde bana sadece bir memleket söyle... içinden sadece bir tane adam gibi adam çıksın. Bre nice memlekettir onu yetiştirebilmiştir.

17 Aralık 2012 Pazartesi

Bir Ben Daha


belki korkudan
belki özlemden
belki hevesden
yine uyuyamadım bu gece.

çok özlüyorum çocukluğumu
bazen olmam gereken yeri
bazen küçük bir tınıyı

düşünüyorumda
hiç düşündüm mü daha önce bu denli
nedense tanıdık sonuç
uyuyup kalktın mı
tekrar bekle geceyi...
korkuyla, özlemle, hevesle.

gözlerinin içine mi bakmalıyım
sadece önüme mi yoksa
varken biri gülümsüyecek
bizin özgürlüğünden

sormak gerek ya sen kimsin
ne hacet ise
ben daha kendimi bilmezken
seni istemek

ayaktayım sonuçta
bazen yatsamda
birşeyler yaptım hayatta
kim bilir doğru ne
doğru ben benken var
benim bildiğim tek doğru

yaptığım herşey ben
ne haddime ki oldum ben
ben daha değil iken ben