3 Mayıs 2016 Salı

Varlık

Bir varmış bir yokmuş, yokluk ile varlık arasında, gidip geliyormuşuz. Varlıklarımız, kimilerine göre hiç olmamış ki, bu dünyanın nerdeyse hepsini kapsarken, Yokluklarımızda aynı şekilde fark edilmiyormuş. Yaşanan koca evrende, küçücük kalsakta, kendi varlığımızı bu mikro hayatta, koskoca makroda önemli bir şey arz ediyormuşçasına yaşayabiliyoruz işte. Bu varlıklarımızın önem arz etmesi gereken yerleri o kadar hunharca savuruyoruz ki kalbimize, benliğimiz şaşırıyor. Nerede nasıl ne yapmak istediğimizden bir habersiz yaşıyoruz. Ailemize, kardeşlerimize, her bir arkadaşımıza, her bir yükselişe, her bir başarıya, her bir hobiye, her bir bilgiye, her bir tene öyle çok savuruyoruz ki... Hiç bir zaman ulaşamayacağımız, o hayallerde kaybolup giderken, esasında hiçlikle karşı karşıya kalabiliyoruz ki, bunun sonucunda kendimizi hepsinin merkezinde, hepsine sahipmişçesine kandırabilmek, herhalde yaşamak denilen, o en temel iç güdünün adice bizi kandırmasına sebep oluyor. Kandırılmak derken, bilirsiniz siz de, kandırılmak asla karşı taraftan olan bir davranış değildir, herkes ve her şey olması gibi gerekirken, siz de sadece duyar ve kanmak istersiniz. Çünkü herkes kendinden sorumludur bu hayatta. Yaşamak istediklerimizi yaşarken, bunlardan diğer insanlar sorumlu olamaz öyle değil mi. Duymak istediklerin duyulmuş, yaşamak istenilenler yaşanırken. Özgür kararlar, geleceğe veya geçmişe dair olmak zorunda değildir. Herkes tıpkı kendinden sorumlu olduğu gibi, sadece anından sorumlu da olmalıdır. Gelecekle veya geçmişle olan bağlantımız da aynı şekilde bizim kararlarımız, fakat insanlarla olan veya doğa ile olan iletişimimiz, mekan ve özellikle zaman kısıtlamasından dolayı sadece an ile kısıtlı kalıyor. Geri kalan her şeyi kendi içimizde yaşıyoruz. Sahip olduğumuz tek kontrol kaynağı olan beden, ve bu bedenin iletişime geçebildiği anlarda ve yerlerdeyiz. Tek şeyimizin ben olduğu gerçeği dışında başka sahip olduğumuz bir şey yok esasında. Bencil kelimesinin anlamı her ne kadar, "kötü" şeyleri ifade etse de hayatımızdaki normlarda, esasında kopamadığımız bir nokta olsa gerek ki bencillik, kendi benliğimizin ifadesinden, veya yaptığımız herhangi bir şeyin esasında yine bir bene ait olduğu gerçeğinden farklı değildir. İnsanların bencillik diye ifade ettiği şey, karşı tarafın benliğinde, diğer benliklerle paylaşabilme özelliği bulunması gereken bir benlik olmasından bahsediyor olmaları gerek, kısa ve eksik bir özetle... Özetle varlığımız, varlığımız bir bedenden ibaret veya bir benden, bir senden belki, bir yerde bir ben daha vardır diyorum. Bir ben derken 2 farklı bedeni kastediyor olmak gibi bir şey de olabiliyor sanırsam. Benliğini genişletmek böyle bir şey. Bu da, o içindeki özü paylaşabilmekten ve, o özden bulmak gerekiyor sanırım. Özümüz bir, derdimiz bir olunca. Ne zamanın ne mekanın önemi kalıyor.

12 Mart 2016 Cumartesi

Sevmek ve Öldürmek

Biz insanlar, içimizde seven ve öldüren ile beraber yaşıyoruz. Biz hem sevip, hem öldürebiliyoruz, kılına zarar gelsin istemezken, yaşanmış her şeyi yok sayabiliyoruz. İnsanların varlığının önünde, kendi varlığımızı yok sayabilirken, kendi varlığımız için onların varlığına son verebiliyoruz. İnsan olmak, beraberinde getirdiği onca şeyle var olduğu gibi, bu var olan şeylerin birbiri ile var olamama durumunu da getiriyor. Yani hem sevip hem nasıl öldürmek isteyebiliriz ama sorarsan bunlarla beraber yaşıyorsun, içinde var olmak için can atan binlerce his, binlerce hayat, binlerce sebep ile birliktesin. Doğrunun her an manipüle edilebildiği ve değişebildiği bir dünyada, bir de kendi içindekilerle uğraşıyorsun, doğruya giden yoldaki çözümlerin bile, birbiri ile tartışırken, hem sevip hem öldüremezsin bile... Hareket etmek bu durumda zorlaşıyor ise, fark edilen nokta, yaşamanın sorgulamak ile başarabilmenin ne kadar zor olduğudur. Yaşamak denilen şey ise, sorgulamaktan öte, sorguladıklarının sonucunda, bir karara varabilmek ve ardından bunları yaşayabilmektir. Yaşamak kolay iş değildir, hele bir de yaşamayı ciddiye alıyorsan, ve yaşamanı anlamlandırmak istiyorsan.. Yaşamak için vermen gereken ödünler, tahmin ettiğinden fazla bile olabilirler.. Ne yaşamak istediğine göre değişebilmek de ihtimallerden biri iken, bazen her şeyi adabına göre yapmakta gerekir. Bazı değerler kaybolmaz, bazı şeylerden asla ödün veremezsin. Onlar seni yaşayan birine göre farklı kılan şeylerdir ki onlar, sen var oldukça senle veya senin etrafında dağılacak şeylerdir, bunlar senin gibi insan olanların sahip olması gerektiğini düşündüğün değerlerin bunlar senin kıymetlilerindir. Bir insan her türlü kafaya sahip olabilir, herkes her şey olabilir, ama bazı şeylerin değişmesini istemiyorsan, onları da kendi benliğin gibi sahiplenmelisin. İnsanlar bunlara sahip değilse ne yapmalısın? Gerçekten buda beni düşündüren bir soru sanırsam, uğraşmalı mı yada ne bileyim, en güzeli ne bileyim demek sanırsam...

27 Şubat 2016 Cumartesi

     Kendi başlığımı koymaktan aciz, benliğime bir o kadar uzak günlerdeyiz... Bilmek ile anlamak arasındaki o ince farkın unutulduğu anlarda, kendi bildiklerimizin yükünün altındayız. Yeni bir başlangıcın getirdiği heyecanın içinde, tatmadıklarımızın bilincindeyiz. Yaşamaya hissetmenin varlığı ile bilenmiş, fakat olduğu yerin en derinliklerine gömülmüşüz. Mekanın ve zamanın önemini kaybettiği yerde, bu kayıpların ağırlığı ile cebeleniyoruz. Yaşamaya, yaşayamadıklarımızla yönelmişiz, boşlukları doldurmaya çalışıyoruz. Peki geçmişte yapmak istediklerimizle, geçmişte yapacağım dediklerimiz arasındaki o çıkmazın arasında, şuan ne istiyoruz?
     En güzeli kazanmaktır ya da en güzeli kaybetmektir. Kaybetmek; Sahip olmanın yükünden kaçmaktır, belki. Belki de, sahip olduklarının değerinin artmasıdır, belki. Belkide, kaybedecek bir şey kalmadığında, kazanmak için seni bir şeyin engelleyememesidir yada ne bileyim, belki de, sen sahip olduklarınla sensindir. Sahip oldukların veya olacaklarının sana kattığı hislerdir seni açığa çıkaracak şey.
     Bu karmaşanın içinde yapılacak şey ise, hayatın  sahip olduğu düzenden kurtulmaya çalışıp, kendi düzenini kurmaya çalışmak ve ortak bakış açılarından uzaklaşmak. Eskiden sahip olunan o totaliter bakış açılarından uzaklaşıp, bildiğin anladığın sahiplendiğin her şeyi yeniden gözden geçirmektir. Sahip olunan onca ön yargı, ve boşa harcanan vakitleri anladıkça, azalmak gerekir. Bu gerekli ihtiyaç karşılanır, kazanmak için, önce kaybetmen gereken bir dönemde de, her şey sen içindir. daha çok sen için daha azsındır. Yapacağın adımlar benzese hatta aynı olsa bile, ne yaptığının bilincine daha çok sahip olursun. En güzeli sensindir, öylede ol.