Bir o kadar aşikar bir o kadar da hayaldir.
Bir o kadar da uzaktır gerçekleşeceklerden.. Umduğumuzdan..
Söylenenleri duyduk, yaşanılanları hissettik, ordaydık hep içindeydik, göremeyeceğimiz kadar uzakta da değildi asla, onları anlamak hiç zor da değildi.
Ki daha en basit gerçeklerdi ki, yaşatılması en zor olanlardı.
Basitliği mi kâle alınmıyordu, yoksa gerçeklerden uzaklaşmak için en normal sebep miydi?
Kimine göre gerçekler sadece bir temel üzerine bağlıydı, belki görmesi dediğim kadar kolay değildi, o temelden uzaklaşmadıkça. Biraz daha ileriyi görmeyi amaçlamadıkça...
Hohoo, çok mu uzattım ha, demek istediğim, sonuçlar, onlar bile ortadaydı, çok mu zordu gerçekleri görmek.
Ya hani, bazen bile bir an gelir, küçücük bir olayda bile, anlamak istemezsin, isteklerin, dogmaların, hislerin hepsine engel olur ya, dur orda böyle olmasın der, olmayacak der, olmamalı der, kim der meçhul, ama o ne sensindir yalan atacak, ne de gerçeklerdir senin öyle düşünmene sebep olucak, işte o şeydir, o şey....
O şey ki, insan olmaktır, o şey ki tanrının etrafımda olmadığını gösterendir, o şey ki acizliğin kanıtıdır, o şey ki şeytandır.
Ki şeytan kimdir ki, gerçekleri saklayabilecek, ki biz kimiz ki duyu organlarımızla işittiğimizi algılayamacak...
Hiç bitmeyen bir sürgün gibi, kurtulmaya çalışmaktan vazgeçmişlerde, bu lanet yerde vatanından uzak, burdaki düzene ayak uydurmaya çalışıyorlar, burdaki kıtlıkda, şiddette kendilerine yer arıyorlar... Yoksa ben mi kandırılıyorum, bu sürgünü vatanım haline getirmeye çalışan insanların yalan attığını düşünerek.
Kendi varoluşum kadar, aciz ve sakatım, ama göremiyor olmam değil, duyamıyor olmam hiç değil, hissedemiyor olmam ise külliyen yalan, fakat yapabileceklerimin sınırları ne bu acizliğime ne de bu sakatlığıma bağlı... hepsi en basit yalanların, en büyük gerçeklerden üstünlüğüyle alakalı. Hayallerin bu denli güzel olmasıyla alakalı.
Dönün bakın arkanıza ne görüyorsunuz, bütün sizden ibaret benliğinizde en ilerdeyken, ne elde ettiniz diye sormuyorum, neye sahipsiniz diye de, sadece soruyorum size ait ne var arkanızda, sizi siz yapan. Aşkınız derseniz, size verilebilecek en güzel cevap derim, peki neye aşıksınız, aciz bir bedene mi ? Siz ne yapmaktasınız onu sormaktayım, ne yaptınızda sizi siz yaptı bu arkadakiler, bir kaç çıkarcı, bir kaç kırılmış kalp, sahip olduğunuz mülkiyet ve daha çok şeye sahip olacağınız mülkiyetler mi. Cık hayır, ben onu sormuyorum size işte...
Size, sevgili insan, kalk olduğun yerden, adım at diyorum, birşeyler yap, hiçbirşey olmayacağının hayaliyle, yaptıklarının seni yansıtmadığı gerçeğiyle, gerçekleri daha az gördüğün için, kendin için, kendin için...
30 Haziran 2013 Pazar
Kaydol:
Yorumlar (Atom)